3 İsa’nın Öğretisindeki Faydalı Güç

Rab İsa tüm zaaflarımızı paylaştı; O bizim gibi insan doğasına sahipti, O daha önceden varolmamıştır.

Yaşamın günlük akışında, Davud gibi Rab İsa’yı da gün boyunca kendi yüzümüzden önce göreceğiz ve O yaşayan bir gerçek olacaktır. Böyle bir temsilcinin çalışması doğrultusunda bağışlamanın mümkün olduğuna gerçekten inanacağız; ve O’nun örneğindeki gerçeklik, daha aşağıda olan doğamızı yükseltebilmek için yaşayan bir ilham olarak bize daha çok şey ifade edecek. Kefaretin (ahit) doktrinlerini kavramakla makbul olan şekilde ibadet ediyoruz; “İnanç’tan gelen özgüvenle cesarete sahibiz”-sadece “inanç”la değil, ancak “inanç”ın bir sonucu olarak. Yahudiler “bu nedenle” kelimesini sıklıkla kullanırlar; Bu nedenle merhamete ermek ve gerektiğinde bize yardım edecek lütfa kavuşmak için Tanrı'nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım. (İbraniler 4:16). Kefaretin sayesinde oluşan bu “cesaret”, kendi şahitliğimizde “cesur” olmamızla yansıyacaktır (2 Korintliler 3:12; 7:4); bize atfedilen dürüstlük deneyimimiz bizi tüm benliğimizden dışarı sızan bir özgüvene sahip olmak için yönlendirecektir. Bu da, erken dönem kilisesinde “cesaret”in neden bir karakteristik ve parola haline geldiğini açıklamaktadır. (Elçilerin İşleri 4:13,29,31; Efesliler. 3:12; Filipeliler. 1:20; 1 Timoteyus. 3:13; İbraniler. 10:19; 1 Yuhanna. 4:17). Estafan, “rahmet”in tahtından önce, Rab İsa’nın, O’nun bir temsilcisi ve taraftarı olarak durduğuna yürekten inanıyordu. Dünyevi bir mahkeme tarafından suçlu görülmesine rağmen, başvurusunu büyük bir özgüvenle Cennet Mahkemesi’nden daha önce yapmıştır. (Elçilerin İşleri 7:56). Hiç şüphe yoktur ki O, insandan önce her kim Rab İsa’nın adını ağzına alırsa, o kişinin ismi de Cennet Mahkemesinden önce İsa tarafından söylenecektir (Luka 12:8).

2 Korintliler 1:20 Rsv’de, kefaret ve inanç arasındaki bağ ortaya konmuştur: “Tanrı’nın içinde barındırdığı tüm sözler olumludur. Biz bu nedenle Amin’i O’nun adıyla söylüyoruz”. Tanrı’nın sözleri, İsa’nın ölümüyle doğrulanmıştır ve İsa’nın, İbrahim’in tohumu olarak öldüğü gerçeği, birden fazla tohumu İbrahim’den alması olarak canlandırılmıştır (Romalılar 15:8,9). Bu yüzden, “Amin’i O’nun adıyla (O’ndan dolayı) söylüyoruz”. Dualarımızda “Amin”i, inancımız ve O’nun kefaretli işini anlamamız nedeniyle büyük bir içtenlikle söyleyebiliriz.  

Rab İsa’nın kişisel olarak daha önce var olmamış olduğu gerçeği biraz meditasyon gerektirmektedir. Bundan önce birtakım başka yaratı veya yaratıların olduğu açıktır, örneğin Meleklerin yaratılışı gibi. Tanrı sonsuzluktan var olmuştur ve vücuda getirdiği tek Oğul’una yalnızca 4000 yıl önce sahip olmuştur. Ve bu Oğul da insanlığı -6000 yıllık zaman diliminde yaşamış olan pek azımız- kurtarmak için gelmiş bir insanoğludur. Sonsuz zaman ve mekan spektrumunda bu, şaşırtıcı bir durumdur. Tanrı’nın tek Oğul’u, ömürsüz, fani bir an için bu küçük gezegenin yüzeyinde sürünen ve çok az sayıda olan bizler uğruna ölmeliydi. O öldü ve böylece Tanrı bizim kurtuluşumuzu sağladı; ve bizim için Tanrı’nın aşkı, genç bir adamın bir bakireyle evlenmesine benzetilmiştir (Yeşeya. 62:5). Sonsuzluktan var olmuş, her şeye kadir olan Tanrı, bütün yoğun ve neşeli beklentisi ve hayal kırıklığı olmaksızın bir zamanlayıcıya benzetilmiştir. Bunun ötesinde, utanç verici şekilde, O benim için öldü. Bütün güçleriyle bizim kalbimiz ve aklımız sınırsız bir umut kaybına uğramıştır.

İsa Tanrı’nın Oğul’udur.

Yuhanna, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğuna gerçekten inanmaktadır. İncil ile olan ilişkilerinin “başlangıç”ında İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğunu ve aynı zamanda her ikisini de sevmek gerektiğini duymuşlardır. Başlangıçta duydukları “mesaj”, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğudur (2:24); ve aynı zamanda her ikisini de sevmemiz gerektiğidir (3:11). Bu nedenle sevgi (aşk) için duyulan ihtiyacın öğretisinde Yuhanna, Tanrı’nın oğlu olarak İsa’nın doğasının öğretilmesinde yanlış bilgilendirmeye karşı uyarmaktadır (2:22,23; 4:1-4; 2 Yuhanna 7-11). “Başlangıçtan itibaren” kelimesi İsa’nın “kelam”ıydı (Yuhanna 1:1-3); ve Yuhanna’un harflerinde de “başlangıçtan itibaren” kelimesi birbirimizi sevmemiz gerektiğiydi (2:7; 3:11). Bu, İsa’ya olan inancın özüdür: herkes için sevgi. Bu, İsa’nın doktrinin liderlik ettiği noktadır. Ve bundan dolayı Pavlus, diğer bir kuramsal İncil, “başka bir İsa”yı öğretenlere (Galatyalılar 1:8,9) ve Rab İsa’yı kişisel olarak sevmeyenlere (1 Korintliler 16:22) karşı aforoz ilan eder. “Bu onun emridir, biz onun oğlu Mesih İsa’nın adı üzerine inanmalı ve her ikisini de sevmeliyiz” (3:23). “ İsa’nın Mesih olduğuna inanan herkes Tanrı’da doğar: onu seven herkes onun sevgisiyle onda doğacak” (örnek olarak kardeşleriniz). “Eğer bizler birbirlerimizi seversek Tanrı’da içimizde yaşayacak...İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu itiraf eden herkesin içinde yaşayacak Tanrı” (4:12,15)

Ancak neden, sevgi ile, Nasıralı İsa’nın Tanrı’nın vücuda getirdiği oğlu olduğu inancı arasında böyle bir bağ vardır? Tanrıbilimci düşünüşe göre, eğer İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak kabul edersek, Tanrı’nın diğer oğullarını da kendi ruhuyla vücuda getirdiğini kabul etmemiz gerekir. Fakat uygulamada, her şeye kadir olan Tanrı’nın bir oğlu olduğu ve o oğlunu serbestçe ve acı içinde bizlere verdiği, saf mucizeyi görebilmek için bize öğretilmemiş midir? Tanrı’nın bizim doğamızdan bir oğula sahip olması, bu oğlun önce bir çocuk daha sonra da bir erkek olarak insan vücudunda ve günahkarlığında temsil ettiği Tanrı’nın özünü bize göstermesi ve daha sonra Tanrı’nın Onu bize vermesi, Tanrı’nın saf mucizesidir. Eğer bunu görürsek, doğal olarak kardeşlerimize de sevgi göstereceğiz. Bu yüzden, bu sadece, “evet İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğuna inanıyoruz” düşüncesini doğrulamak değildir. Hayır. Bu konuda mutlaka bundan daha fazlası vardır. Bu inanç ve anlayış insanlar arasındaki tüm bariyerleri yıkabilir ve gerçek, fedakar bir sevgi bir sevgi için ilham sağlayabilir. Gerçek mucize üzerine düşünmek gerekmektedir. Tanrı’nın kendinden olan oğlu bir yumurtacık gibi küçücük başlamalıydı hayata, “Tek döllenmiş yumurta çıplak gözle görülebilir, bir yumurta fetus şeklini alana kadar tekrar tekrar genç insanın sinirinde hücre hücre genişleyerek bölünecektir”.

İsa, Tanrı’nın tek oğludur, bu nedenle İsa, Baba’nın tüm zerafeti ve doğruluğuyla doludur. Yuhanna 1:14 bu bağlantıyı, doluluk ile tek oğul olma durumu arasında kurar. Bunun mucizesi sayesinde, kim olduğunu –Tanrı’nın oğlu– idrak edişimiz nedeniyle, ona saygı duyup, sözüne itaat ederek O’nu işitmeliyiz (Luka 9:35). Basit olarak, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğuna inanmak, mezarın geçitlerini aşarak Krallık’a ulaşma konusunda tam bir umuda sahip olacağımız anlamına gelmektedir (Matta 16:16 bölüm 18).  

İsa Asla Günah İşlemedi

Bizim gibi aksıran, uyuyan ve susayan, Nasıra’dan gelmiş bu adam, gerçekten de Tanrı’nın insan yüzüdür...bu, sürekli bir kişisel meditasyon gerektirir. Filistinli bir Musevinin ağzından her şeye kadir olan Tanrı’nın kelimeleri dökülmüştür; belirtilmelidir ki, hiç kimse bu adam gibi konuşmamıştır; ve O bize cennetin ve dünyanın geçeceğini garanti edebilir; ancak O’nun sözleri değil (bu konu ile ilgili bak. Mezmurlar 102:25-27; İbraniler 1:10-12)...ki bu adam bizim için ölmüştür...yükselmiştir yine, yükselmiştir...ve şu an dakika dakika, kurtarıcılığını bizim için kullanmaktadır. Markus, rasgele bir yönde olan bir adamın Rab İsa’yı nasıl “iyi Rab” olarak tarif ettiğinden söz eder. Rab İsa’nın buna yanıtı ise, eğer bu adam onu gerçekten “iyi” olarak kabul etmişse, O’nun haçını paylaşması ve elindekini satıp fakirlere vermesi gerektiği şeklinde olmuştur. Eğer gerçekten bu düşünceyi idrak edersek, iyilik konusunda İsa’nın asıl anlayışı bizi derin bir kişisel tepkiye götürecektir.

 

İsa Mesihtir

Eğer Mesihi inkar edersek, İsa’nın Mesih olduğunu da inkar etmiş oluruz (1 Yuhanna 2:22); ve yine, eğer O’na ibadet etmezsek de Mesih’i inkar etmiş oluruz (Matta 10:33). Bunu izleyen düşünce ise şudur ki, eğer İsa’nın, Nasıralı İsa değil de Tanrı’nın Mesihi olduğuna gerçekten inanmamız sebebiyle onu inkar etmeyiz, ancak ona ibadet ederiz (Yuhanna 9:22; Elçilerin İşleri 18:5; Filipililer 2:11). Rab İsa’nın gerçekten kim olduğunun ve yüceliğinin boyutlarının kavranması doğal olarak, O’nun sözüne ve isteklerine olan derin bir itaatle birlikte O’nun dünyaya olan itirafıyla sonuçlanacaktır (İbraniler 2:1). “Doğruluk uğruna elem çekseniz bile, size ne mutlu! İnsanların "korktuklarından korkmayın ve telaşlanmayın." 15. Mesih'i Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. Sizdeki ümidin nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye her zaman hazır olun(1 Petrus 3:14,15). Mesihi kalplerimizin Rab’i olarak bilmek ve O’nu öyle sahiplenmek, uygulamada, sıkıntılarımızdan kurtulmamızı kolaylaştırır ve daha uygun bir şekilde alçakgönüllü olmamızı sağlar. İncil, “İsa’nın sözlerinin zaferi”dir (2 Korintliler 4:4 RSV). 2 Korintliler 2:14-17 bizi, Rab İsa’yı, yanan tütsüler taşıyan muzaffer askerler olarak bizim de bulunduğumuz zaferinden sonra bir zafer alayına liderlik edişini görmeye davet eder –haç üzerindeki muzaffer ölümüne atfedilen tek ayet. İsa’nın haç üzerindeki zaferinin görkemi içinde yer alışımızın bir parçası olarak bu, bizim İncil’e olan ibadetimizi temsil eder. Tütsü ise çift sembol olarak kullanılmıştır –aromayı tutan ve ibadet eden bizler, aynı zamanda kendimiz de bir aromayız. Bizler tanıklarız. Fakat bunların hepsinde yatan esas motivasyon Rab İsa’nın zaferinde çağlar boyunca çarmıh yolundan evine gelişinde yer almamızdır.

 

Rab İsa öldü ve yeniden dirildi, Rab ve Mesih olarak yaratıldı (Elçilerin İşleri 2:36)

Onun kıyameti bizim kıyametimizin temelidir. Ölüm duygusu ve ölümün zorluğuna rağmen, kıyamete olan inancımız, Rab’imizin öldüğü ve yükseldiği inancıyla temellenmiştir. İsa’nın içinde sevdiklerini kaybedenler teselli edilirken Pavlus, İsa’nın dönüşünde kıyamet kuramını hatırlatmamaktadır. Bunun yerine O’nun odaklandığı nokta, “Eğer İsa’nın ölüp yükseldiğine inanırsak, İsa’nın içinde uyuyanları da Tanrı onunla beraber getirecektir” gerçeğidir (1 Selanikliler 4:14).    

İsa’nın Rab olduğu gerçeği, bizim için hayati bir önem taşımaktadır. Romalılar 14:7-9’da Pavlus, sadece kendimize kadar değil, başkalarının akıl ve ihtiyaçlarına duyarlı bir şekilde yaşamamız gerektiğinden söz eder. Neden? “Mesih ölüp yeniden yükseldi ve hayat buldu, ki O ölümün ve yaşamın Rab’i olabilir”. O bizim Rabimiz olduğu için, biz kendimiz için değil, Mesih Rabimiz ve O’nun içindekiler için yaşıyoruz. Pavlus, Mesih’in Krallar Kralı ve Rabler Rab’i olmasıyla övündüğünde, hiç kimsenin erişemeyeceği bir ışıkta oturuyordu ve bu sadece bir edebi bir gelişme değildir. Bu, materyalizmden uzaklaşmaları ve dahası tuzağından kaçmaları için inananlara anlatılan sözler içine saklanmıştır. 1 Timoteyus 6:6-14 bununla ilgilidir; bunun ardından Mesih’in yükseltilişiyle ilgili pasaj gelmektedir (6:15,16), ve daha sonrası, zenginliği meydana getirmektense onları paylaşma ricasıyla devam etmektedir (6:17-19). O herkesin Rab’i olduğundan, materyalizmimizden kaçıp, kendimize sahip olmayı hissetmeliyiz. O bizim için var ve bizim sahip olduğumuz her şey de O’nun hizmetindedir. O’nun Rab olması prensibi, bizim maneviyatımızın her halini etkiler. Dennis Gillet, ‘Havariliğin Dahisi’ adlı eserinde bunu doğru biçimde gözlemlemiştir: “Ustalık, Ustayı Rab veya Kral olarak taçlandırdığında kazanılır”. Ve Petrus da buna benzer bir biçimde, seksüel ahlaksızlığa düşkün olanların İsa’nın Mesihliğini reddedenler olduğunu söyler (2 Petrus 2:10). O’nun Mesihliğinin büyüklüğü, kendi hayatlarımız üzerinde kontrolümüz olması anlamına gelmelidir; çünkü, O, kendi tutkularımızdan daha çok kendi ruhlarımızın İsa’sı ve Rab’idir. Yusuf’un Mısır’daki muhteşem yükseltilişi, Rab İsa’nın kıyametinden sonraki yükseltilişiyle benzerlikler taşımaktaydı. Yusuf’un yükseltilişi sonucu, Yusuf’un gücü dışında hiç kimse onun el veya ayağını kaldıramazdı. Ve aynı etki ve zaruret, Rab İsa’nın yükseltilişinde de bizim üzerimizde bırakılmıştır.      

İsa bizim Rab’imiz, Ustamız ve temsilcimiz olduğundan dolayı, her açıdan yaptığı her şey bizim için izlenmesi şart bir emir haline gelmiştir. Bu yüzden: “Rab’iniz ve Ustanız olarak ben, eğer sizin ayaklarınızı yıkadıysam, sizler de bir başkasının ayaklarını yıkamalısınız” (Yuhanna 13:13,14). Onlar O’nu “Rab ve Usta” olarak isimlendirdiler, ancak birbirlerinin ayaklarını yıkamayacaklardır. Çoğunlukla bize de olduğu gibi, doğru kuramsal bilgiye sahiptirler, fakat uygulamada bu bilgiler onlar için hiçbir şey ifade etmemiştir. O’nu Rab olarak tanımak birbirinin ayağını yıkamaktır, bu olayda da bulunan, haçın ince sezinlemeleriyle. “Bundan dolayı (İsa’nın yükseltilişi nedeniyle), itaatkar ol ve korkuyla, ürpertiyle kendi kurtuluşunu hazırla (örneğin, alçakgönüllükte)” (Filipililer 2:12). Ve böylece, bu kurtuluş, Tanrı’nın büyüklüğünün kavranmasıyla hazırlanır: O’nun büyüklüğünü daha deriden anlamamız, daha büyük bir yanıt almamızı sağlar. Bu yüzden Solomon, Yahweh için “büyük” bir ev yapmıştır, “Tüm tanrılar arasında en yücesi olan Tanrı’mıza” (2 Tarihler 2:5). Israel, bir anlam taşımaksızın Tanrı’ya dua etmiştir, “Onlar en yüce diye çağrıldılar ancak hiç kimse Onu yüceltmedi” (Hoşeya 11:7). Onlar O’nu teorik olarak “en büyük” olarak bilmektedirler, ancak O’nu kalplerinde yükseltmekte başarılı olamamışlardır. Ve böylece, duaları boş sözler olarak kalmıştır. 

Yakup 2:1 (Gk.) Rab İsa’ya “zafer” ünvanını verirler (Luka 2:32; Efesliler 1:17’de olduğu gibi). Ve Yakup, Rab İsa’ya zaferin Rabbi olarak inanamayacağımızı ve insanların saygısını kazanamayacağımızı belirtmiştir. Bu, ilk bakışta tuhaf bir ilişkilendirme olarak görülebilir. Ancak, eğer O’nun zaferinin büyüklüğünü ve üstün kapsamını görürsek, diğerleri anlamsız kalacaktır ve bu nedenle biz hiç kimse ve hiçbir şeyin yanında veya karşısında taraf tutmayacağız. Taraf tutmamamızın nedeni, yolunu izlediğimiz Rab İsa’nın zaferinin parlaklığından önce tüm bunların hiçbir şey ifade etmemesi olacaktır. RV mg. Durumu daha açık bir şekilde ifade eder: “Sizler, zaferin Rabbinin inancını taşıyor musunuz?”. Pavlus, dünyevilik, ahlaksızlık ve yanlış kuramlarla delik deşik olmuş kilise birliğine yazmak için karar verdiğinde, her açılış temasında tekrarladığı gibi Rab İsa’nın büyüklüğü ve yükseltilişini konu almıştır.  

Rab İsa’nın yükseltilişinin bizi götürdüğü özellikle dikkat çekici bir başka nokta vardır. Bunun için de Tanrı O'nu pek çok yükseltti ve O'na her adın üstünde olan adı bağışladı. Öyle ki, İsa'nın adı anıldığında göktekiler, yerdekiler ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrı'nın yüceltilmesi için İsa Mesih'in Rab olduğunu açıkça söylesin.” (Filipililer 2:9-12). Bu kelimeler Yeşeya 45:23,24’ü kastetmektedir: “...benim önümde tüm dizler çökecek ve tüm diller yemin edecek. Bu da kesindir ki birisi Rab İsa Mesih’de doğruluk ve kuvvet vardır diyecek”. Bizler hepimiz alçak gönüllü olmayı zor buluruz. Fakat O’nun yükseltilişinin yüksekliğinden önce, ki bu yükseklik haçın indirilmesindeki derinlik sonucu ortaya çıkan bir yüksekliktir; sahte olmayan bir alçakgönüllülükle dizlerimizi bükerek, günahkarlığımızı idrak ederek ve O’nun sayesinde doğru olarak kabul edildiğimiz gerçeğini hatırlayarak için şükür etmeliyiz.

Doktrinin pek çok açısından, birinci yüzyılın kapsamında ne kadar radikal devrimciler olduklarını takdir etmek çoğunlukla güçtür; ve özde, radikalliklerini bizle beraber kaybetmemeleri gerekmektedir. David Bosch şöyle gözlemler: “Hıristiyanlar İsa’yı Rablerin Rab’i olarak kabul etmişlerdir –Roma İmparatorluğu’nda hayal edilebilecek en devrimci politik tanımlamadır.”. Philip Yancey de benzer biçimde: “Kilise Roma İmparatorluğu dışına da taşmaya başlayınca, taraftarları “Mesih Rabdir” sloganını tutturmuşlardı; bu, tüm vatandaşlarının ‘Sezar Rabdir’ andını içmelerini emreden Roma otoriteleri için direkt bir hakaretti” (Hiç Bilmediğim İsa, s. 246). O’nu Rab olarak tanımak acı verdi ve pahalıya mal oldu; bu bize ve özellikle İslam toplumlarında yaşayanlar için de böyle oldu. Erkekler ve kadınlar bunun için öldü; biz de buna benzer biçimde, aynı bilgiye tepki olarak hayatlarımızı verdik. Rab İsa’nın bizzat dikkatimizi çektiği bir hassasiyet vardır; O’nu Rab olarak adlandırıp, O’nun dediklerini yapmamak. Gerçekte O’nu Rab olarak kabul etmek, kendiliğinden O’na itaatkar olmaktır (Luka 6:46).

İnanç da aynı zamanda, O’nun yükseltilişinin kavranmasıyla telkin edilir. O şimdi Cennette ve dünyada tüm güçlere sahiptir; bu kendi içinde bize, ibadette inançla ilhamı ve O’nun kurtuluşunun umudunu vermelidir. Çıkış 4:7; Sayılar 12:10-15; 2 Krallar 5:7,8 gibi pasajların temelinde, “cüzam, yalnızca İlahi bir elle tedavi edilebilecek bir “darbe” olarak tanımlanır” (L. G. Sargent, Tanrı’nın Oğul’unun Sözü, s. 28). Markus 1:40’ın cüzam hastalığı bu anlayışla yaşamıştır, ve o, İsa’da Tanrı’nın yüzü olduğundan daha az bir şey görmemiştir. İsa’ya kalbinde verdiği konumun yüceliğinden esinlenerek, hastalığına bir çare bulması için O’na inançla sormuştur: “Eğer istersen beni temiz kılabilirsin (Sadece Tanrı’nın bunu yapabileceği biliniyordu)”.

Mesih’in her şeyin Rab’i olması nedeniyle, Petrus gibi onlara ibadet etmesek de, O’na tamamen ibadet etmeliyiz. Bu, Petrus için, Mesih’in evrensel Rablik gerçeği ve harekete geçiren gücüydü (Elçilerin İşleri 10:36). Mesih’in Rabliği ile şahitliği arasındaki aynı bağlantı, Filipililer 2:10 ve 1 Petrus 3:15 (Yeşeya 8:13’ü ima eden – Halkın ve birçoğunun Yahova’sı artık Rab İsa’da tasdik edildi) arasında da bulunmaktadır.

İsa’nın Rabliğindeki gerçek Vahiy Kitabı’nda (19:12, 16), kardeşlerin zulme rağmen olan şahitliklerini korkusuzca devam ettirmelerini teşvik etmek için kullanılmıştır. İsa, dünyadaki kralların Rab’idir; O’nun dünya üzerinde kontrolü vardır; bu yüzden hiçbir insanın gücü, O’nun izni ve niyeti olmadan bize zarar veremez Mezmur 110’un öğüdü çok güçlüdür: İsa şu anda Baba’nın sağ eline yerleştirildiğinden, O’nun gücünün gününde, O’nun insanları kendilerini gönüllü olarak sunarlar. Onlar “kutsal kıyafetler” içinde dizilmişlerdir, çünkü Melkizedek’in emrinden sonra O Rahip olmuştur –O’nun yükseltilişinin hazırlanmasında aynı görevi paylaşmışlardır (Mezmurlar 110:1,3,4 RV mg.).

Yükselen Mesih çok daha yükseğe çıkarılmış ve O’na bütün isimlerin üzerinde bir isim atfedilmiş ve böylece buna inananlar, İsa adına başlarını eğerek hizmet edeceklerdir. Petrus İsa adına ve İsa hakkında vaaz vermiştir –bu, (Elçilerin İşleri 2:31,38; 3:6,16; 4:10,12,17,18,30; 5:28,40,41; 10:43)’de vurgulanmıştır. O’nu ve O’nun karakterini tanımanın mükemmelliği ve yükseldiğinde O’na verilen yüce ismin mucizesi Petrus’i şahit olmak için yönlendirmiştir (Filipililer 2:9; Esinlenme 3:12). O’nun yükseltilişinden dolayı, biz İsa’yı insanlığın Rabbi olarak telaffuz ediyoruz, daha sonra yargı günü Tanrı’ya edeceğimiz gibi (Filipililer 2:9). O’nu insandan önce telaffuz edişimize göre, bizim yargılanmamız da bunu yansıtacaktır. Mesih'i Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. Sizdeki ümidin nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye her zaman hazır olun (1 Petrus 3:15 RSV). O’nun yükseltilişinin bilinci ve deneyimine yalnızca şahit olunabilir, asla sessiz kalınamaz. 3 Yuhanna 7, vaaz topluluğunun nasıl itaat ettiğinden söz eder: “Onun adı uğruna, Gentile’lerden hiçbir şey almadan (maddi yardım) ilerlemişlerdir” (Gentile inananları). O’nun adını bilmenin mükemmelliği adına, şahit olarak ilerlemişler ve üstelik çok cömert olduklarından bu işi kolaylaştırmak için bile bir yardım almamışlardır. İsmin bilincinin kendisi hizmeti canlandırmak için ilham vermelidir: Rab İsa’nın adı uğruna Efesliler’lar emek verdiler (Esinlenme 2:3).

Çünkü “Bütün güç bana verildi...buyüzden gidin ve tüm uluslara öğretin(Matta 28:18,19). Yüce vaaz topluluğu bu nedenle, Rab İsa’nın yükseltilişindeki kaçınılmaz sonuç gibi bir emir değildir. Biz, O’nun gücü-otoritesinin evrensel kapsamının bilinciyle pasif bir şekilde oturmayacağız. Biz bu bilinci herkese yaymak zorunda kalacağız(Bu konuda daha fazla bilgi için 1 Timoteyus 3:16 daki adeta kuvvetli bir emir gibi vaaz komisyonuna kinaye yoluyla söylenildiği andan itibaren nasıl yerine getirildiğine bakınız). Tanrı’nın halkı İsrail’in yüceltilmesindeki tüm insanların şahit olacağı inandırıcı niyet benzerliklere sahip olabilir (Tesniye 4:6).

Mesih’in yüceliği Markus’ın şahitliğini açıkça etkilemiştir; vaazına İncil’le başlayarak Yeşeya’ın sözlerini aktarmıştır. İsa’nın kim olduğunun büyüklüğünü kavramak onun vaazını açıkça geliştirmiştir. Ve bizimkini de geliştirmelidir. Pavlus bu yüzden, hevesi her kırıldığında şöyle diyordu: “başka krallar vardır, İsa tektir” (Elçilerin İşleri 17:7). Bu, onun mesajının özüdür; İsrail’e gelecek olan bir kral vardır, ancak şu an Tanrı’nın sağ elinde, tüm sadakatimizi isteyen bir Kral vardır.

Rab İsa’nın kanı bizim kurtuluşumuz için akmıştır

Mesih bizim için korkunç bir şekilde öldü

Kefaretin başarıldığı unsurlardan bir şey anlarsak ve gerçek, tarihi bir adam tarafından başarıldığı gerçeğini kapabilirsek, kurtarılmanın haçta elde edilmiş en son tahakkukunun Mesih’in geri geldiğinde olduğunu görürüz. İsa’nın haçını bir çok bölümde açıklamış bulunmaktayız, Pavlus bunu şöyle sonuçlandırmaktadır: böylece Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir” (İbraniler 9:28). Burada ilk prensiplerin bağlandığı asıl prensipleri görüyoruz: Eğer kefaretle ilgili bir şey anlarsak, ciddi anlamda, haç üzerindeki kurtarılma gerçekleştiğinde gelecek olan bir diğerini arayacağız (bölüm 1 Petrus 1:13). Bir ikinci gelişteki coşku bu hayata bağlı olan sıkıntıların rahatlayacağının farkına varılacağına böylece kurtuluşun işleyeceğine sevketmektedir bizleri.

Pavlus’un tüm insanlara öğüt verme gibi bir borcu vardı (Romalılar 1:14). Ancak, ortada bir borcun olması, Pavlus’e bir şey verildiğini ima etmektedir; ve bu verilen şey “tüm insanlar”dan değil, daha çok Mesih’tendir. Çünkü, Rab İsa bize kendi fedakarlığının zenginliğini vermiştir, bizse bu nedenle O’na borçluyuz ki bu borç tüm insanlığa öğüt verme borcuna dönüşmüştür. Rab İsa’nın bizim için ölmesinde bize düşen görev, diğerlerine mesaj mahiyetinde öğüt vermek gibi bir görevi nitelendirmektedir.

2 Corinthians 5:20,21’de ima edilenleri düşünün: “Böylece, Tanrı'nın kendisi aracılığımızla çağrıda bulunuyormuş gibi Mesih'in adına elçilik ediyoruz. Mesih'in adına yalvarıyoruz: Tanrı'yla barışın. Tanrı, Mesih sayesinde kendisinin doğruluğu olalım diye, günahı bilmeyen Mesih'i bizim için günah yaptı”. Mesih’in isteğiyle Tanrı’nın gerçekleştirdiği kefaret olan haç nedeniyle, insanlara Tanrı’yla uzlaştırılmak için yalvarırız. Haçı ve kefaretin doğasını anlamak, insanlara olan ricamızın temeli olmalıdır. Ve dahası, böyle bir rica, Tanrı’nın erkeğe ve kadına olan ricadır, “Tanrı Mesih’in içindeydi, dünyayı kendiyle barıştırıyordu”. Rab İsa’nın kan ve salya içindeki vücudunun yükseltilmesi ricaydı ve ricadır; bu, Tanrı’nın insanlara olan kendi ricası, yalvarışıdır. Ve bu, O’nun safında telkin etme onuruna erdiğimizin mesajıdır; biz, haç üzerinden Tanrı’nın ricasını telkin ediyoruz.  

Rab İsa’nın çarmıha gerilme gerçeği, insanların kurtulması için Petrus’ın insanlara olan ricasının temelini oluşturmaktaydı: Öyleyse, günahlarınızın silinmesi için tövbe edin ve Tanrı'ya dönün.(Elçilerin İşleri 3:17-19). Ve 1 Korintliler 1:13’teki nedenlendirmeyi düşünün: “Mesih bölündü mü? Sizin için çarmıha gerilen Pavlus muydu? Pavlus'un adıyla mı vaftiz edildiniz?”. İsa’nın bizim için çarmıha gerilmesindeki asıl gerçek, o isimle vaftiz edilmemiz ve aynı zamanda o isimle bölünmez olmamız gerektiği anlamına gelir.

Bu nedenle, “Erkekler karılarınızı sevin, Mesih’in kiliseyi sevmesi ve kendini oraya vermesi gibi...bu yüzden erkekler karılarını sevmelidir” (Efesliler 5:25). Yunanca “kendini vermek” esas olarak, Rab İsa’nın Baba için ruhundan vazgeçmek anlamında kullanılmıştır. O’nun ölümü gönüllü bir eylemdi, O kendi hayatından vazgeçmiştir, hayatı ondan alınmamıştır. Bizim için, otokontrol ve fedakarlığın eşsiz zirvesi, günlük ilişkilerin monotonluğuyla türemiştir. O bizim günahlarımızı taşıdı Bizler günah karşısında ölmüş olarak doğruluk uğruna yaşayalım diye, günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi. O'nun yaralarıyla şifa buldunuz. (Petrus bunları bilakis görmüştür) ” (1 Petrus 2:24).    

 

Rab İsa’nın çarmıhıyla günahlarımızı ölüme terketmemizdeki acı intikal nedeniyle, biz de onları küçümser biçimde yanıt vermeliyiz.

Kibarca söylemek gerekirse, O’nun ölümüyle elde ettiğimiz deneyim bizi, her açıdan cömert ruhlu olmaya sevk eder. Fakir kardeşler için parasal cömertlik rica ederken, Pavlus de Mesih’in çarmıha gerilmiş resmiyle Corinthian’lara ilham vermenin yollarını aramıştır: “Rabbimiz İsa Mesih'in lütfunu bilirsiniz. O'nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu.” (2 Korintliler 8:9). Bunun ışığında, elimizde olanın çokluğundan dolayı cömert olmamalıyız; verirken yoksul gibi davranmalıyız. Rab İsa’nın verişi maddi bir veriş değil, duygusal ve manevi bir verişti. Ve bu yüzden Pavlus der ki, kardeşlerimize maddi veya manevi açıdan olduğumuzdan daha yoksul gibi cevap vermeliyiz. “Davranışlarımızın asıl kaynağı Mesih’e olan sevgidir” (2 Korintliler 5:14 bizlere ısrar etmekte).

Rab İsa bizim temsilcimiz olarak, Tanrı’nın zarafetiyle, her insan için (Gk. huper) ölümü tatmıştır: “O, ölümü tadarken herkesin yerine geçmelidir” (NEB). Ölümünde, yaşam mücadelesinin ve herkes için ölümün özünü tecrübe etmiştir. Rab İsa’nın bunu bizim için yapmış olmasındaki anlam, bizim O’na tepki, karşılık verişimiz olmuştur. “Sana bu Mesih’in yerine verildi Sadece O’na inanmakla kalmayıp (teoride) aynı zamanda onun için acı çekeceksin” (Filipeliler 1:29). O bizim temsilcimiz olarak bizim için acı çekmiştir ve biz de buna karşılık olarak O’nun için acı çekmekteyiz. Bu, Rab isa’nın bizim temsilcimiz olduğu gerçeğinin iki yönlü zaruretidir. O herkes için öldü ve biz de öz olarak ölüp O’nun için yaşamalıyız (2 Korintliler 5:14,15). “O’nun asıl kişiliği kendi bedeninde bizim günahlarımızı taşır (temsilcimiz olarak) ki günah işlemek için ölen biz, doğruluk için yaşamalıyız (“günahlarımız” ve “kendi bedeni” arasındaki bağa dikkat edin)” (1 Petrus 2:24,25). Biz O’nunla öldük, orada çarmıhında; ve bu yüzden O’nun hayatının kıyameti şimdi bizimdir. O şimdi bizim için tamamen aktif durumda; O’nun hayatı şimdi bizim için ve biz O’nun hayatını yaşadıkça kendi hayatımızda 100% O’nun için var olmalıyız. O hayatını bizim için verdi ve biz hayatımızı O’nun için ortaya koymalıyız (1 Yuhanna 3:16). Yeni Ahit’ta “Mesih’in içinde” olmak için yaklaşık 130 adet referans bulunmaktadır (bu yüzden ‘Christadelphian’ gerçek inananlar için daha iyidir). Ancak, herhangi bir insan gerçekten Mesih’in içindeyse, o yeni bir yaratıktır ve eski şeyler geride kalır; “Mesih’in senin içinde olması” da aynı şekilde gerçek olmalıdır. Eğer biz O’nun içindeysek, O da bizim içimizde olmalıdır; bu şekilde biz de hayatımızı “İsa ne yapardı?” prensibinin etrafında yaşarız. O’nun ruhu bizim ruhumuz haline gelir.

2 Korintliler 5:14-21 bizi Mesih’in içindeki kurtuluşu bütün insanlara telkin etmemiz için yönlendirir, çünkü O, temsilcimiz olarak bizim için öldü, herkesin uğruna öldü (5:14,15), o bizim uğrumuza günah işledi (5:21); ve bu nedenle, biz de O’nun uğruna elçileriz (5:20). Çünkü, O bizim temsilcimizdi, bu yüzden biz de O’nun dünyadaki şahitleri olarak, O’nun temsilcileri olmalıyız. Elçilerin İşleri’lerin vaizler için telkin edilmesinin nedeni, Rab İsa’nın ölümü ve kıyametiyle tutarlı olarak geliştirilmiş olmasıdır. İsa’nın adıyla vaftiz edilerek insan, Tanrı Baba’nın zaferi adına İsa Mesih’in Rab olduğunu itiraf eder. İnsanın kurtarılabilmesi için Cennetin altında verilmiş başka isim yoktur; Cennetin altındaki “her isim”, vaftiz sırasında İsa’nın adı üzerinde yer almalıdır. Bu yüzden Elçilerin İşleri, O’nun yükseltilişi (Elçilerin İşleri 2:33; 5:31) ve yeni ismini (Elçilerin İşleri 2:21,38; 3:6,16; 4:10,12,18,30; 5:40), erkekler ve kadınların O isimle vaftiz olmaları için ettiği bir ricayla ilişkilendirir. İsa’nın İsminin anlamını ve yükseltilişinin yüceliğini kavramak demek, “tüm insanlar”ın, “tüm insanlar”ı temsil eden bir fedakarlıkta nasıl yer alabileceklerini anlamış olması demektir. Ve böylece, onlar “tüm insanlar”a öğüt vermek için motive olmuşlardır. Ve bu yüzden de, Pavlus’un vaizliği, İsa’nın adını Gentile’lerden önce yaymak olmuştur (Elçilerin İşleri 9:15).

İnsan doğası/insan oğlu af dileyemez veya bu telafi edilemez; o kesilmelidir.

Bu yüzden, bir şekilde af dileyeceğimizi düşünerek kanlı canlı hayatımızı sürdüremeyiz. En azından bedeni ölüme koymak için düşünmeliyiz: sadece aynı günahlar için affedilmeyi bekleyerek ve o günahları işlemeye devam edemeyiz. Bu bizim sadece pratikteki deneyimimiz olsa da, bedeni kesmek için baskın bir istek olmalı ve kendimizi günah işlemek için ölü saymalıyız. Mesih günahlarımızı taşıdığı için ve ümit içindeki manevi zayıflığımızı çarmıhla yükselttiği için bunu yapmalıyız (1 Petrus 2:24).

On bölüm boyunca detaylı açıklamaların ışığı altında, Mesih’in kanının anlamı, bu nedenle bizi azat et... Pavlus muzaffer bir edayla eve döner (İbraniler 10:19-25):

 

- “Bu nedenle ey kardeşler, İsa'nın, kendi kanı sayesinde perdede, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır. ” Bu sadece bağışlanan günahın derin bilgisiyle mümkün olabilir Dualarımızın poztif ve yapıcı bir deneyime sahip olması gerekmektedir: “Buna göre yüreklerimiz kötü vicdandan arınmış ve bedenimiz temiz su ile yıkanmış olarak, imanın verdiği tam güvenceyle, yürekten bir içtenlikle Tanrı'ya yaklaşalım”. Bağışlanma ve inancın yansıması pozitif ve utanılmayacak bir imanla sonuçlanacak.

- “Hiç tereddüt etmeden.....oruç tutalım”Eğer çarmıhtaki durum sadece Pazar günleri değil hergün aklımızda canlanırsa hiç bir zaman tereddüt etmeyiz. Doğal eğilimlerin ruhsal gücümüze soğuk ve sıcak etkisi zorluklarla üstesinde gelinmiş şüphenin üzerinde başarılı olacaktır. Bu çarmıhın üzerinden yansıyan neredeyse gizemli diyebileceğimiz ilhamın canlılığıdır.      

-          “Birbirimizi sevgi ve iyi işler için nasıl gayrete getirebileceğimizi düşünelim. Bazılarının alıştığı gibi, bir araya gelmekten vazgeçmeyelim; o günün yaklaştığını gördükçe birbirimizi daha da çok yüreklendirelim”. Yine burada gördüğümüz üzere kefaret ve ikinci gelen doktrini birbirleriyle bağlantılıdır. Çarmıhın bize sağladığı kurtuluşun fiziksel başarısını ve işleyişinin hızlılığını farkettikçe kardeşlerimizin iyiliğini sağlamak için çok daha ciddi bir şekilde ilham alacağız. Eğer bizler kefarete ve bağışlanmaya inanıyorsak doğal olarak beraber ekmek böleceğiz. İster bu doğal olarak hiç paylaşmayacağımız insanlarla bir araya gelip paylaşma cesareti demek olsun çarmıhın sonsuz ve kişisel gerçeği bizleri ayağa kalkıp hizmet etmek için motive edecektir.

 

Koçun kanı kulağa, baş parmağa ve ayak parmağına sürülüyorsa, Mesih’in kefaretinin kanı da hayatımızın her anını etkilemelidir; duymamızı, elimizin işleyişini ve yürümemizi...

Kurtuluşumuzun temeli şudur ki, biz aklandık, doğrulukla, inancımızla ve Rab İsa’nın temsili fedakarlığıyla vaftiz edilişimizle sayıldık. Bununla birlikte, O’nun doğruluğu da bize sayıldı.

Roma dönemi boyunca, İsa’nın inananları doğrulukla saydığı belirtilmiştir; doğruluk bize doğru olmayan olarak değiştirilerek verilmiştir (Romalılar 2:26; 4:3,4,5,6,8,9,10,11,22,23,24; 8:36; 9:8). 

 

Eğer Tanrı bizi temize çıkaransa, bizi kınayan veya üzerimize suç atan o nerede (Romalılar 8:33,34)? Ve aile yaşantımızda, ve diğerleriyle olan ilişkilerimizde...diğerlerinin bize karşı olası imalarıyla üzülmek için çok hem de çok aceleci davranıyoruz. Biz kendimizi temize çıkarmak için yollar arıyoruz, dedikoduları ve yanlış lanse edilmeleri düzeltmek için, ismimizi temizlemek adına bir “iş tutmak” için. Hepimiz, diğerlerinin bizim için ima edebilecekleri sözler hakkında çok fazla hassas olmaya meylediyoruz. Bunların hepsi, Tanrı tarafından temize çıkarıldığımız gerçeğinin mucizesini kavranmadığını yansıtmaktadır. Tanrı’nın gözünde – ki bu, elbette ki en önemli bakış açısıdır – biz, Rab İsa’nın emsalsiz dürüstlüğüyle kaplanmış olarak rahmet tahtından önce hatasızız. Pek çok kardeşten daha fazla iftira atılmış ve yanlış temsil edilmiş olan Pavlus, şu sonuca varmıştır: “Sizin tarafınızdan ya da olağan bir mahkeme tarafından yargılanırsam hiç aldırmAmos Kendi kendimi bile yargılamAmos Kendimde bir kusur görmüyorum. Ama bu beni aklamaz. Beni yargılayan Rab'dir.” (1 Korintliler 4:3-4). Bu tartışmaya göre yargıç, temize çıkarandır. Pavlus kendi kendine veya başka insanlar tarafından aklanmamıştır, çünkü diğer insanlar onun yargıcı değildir. Tanrı’nın yalnız başına Mesih’in üzerinden yargıç olduğu gerçeği (diğer bir asıl prensip), hiç kimsenin eninde sonunda bizi aklayamayacağı veya kınayamayacağı anlamına gelir. Diğerlerinin yanlış iddiaları, en sonunda bize zarar veremez ve kendi kendimizi aklamak için olan çabalarımız aslında Rab İsa’nın yargıç olduğu gerçeğini inkardır; yargıç olan biz değil O’dur ve ancak O tek başına aklayabilir ve aklayacaktır. Bu düşünceler Yuhanna 5:44’te yer alan bir diğer asıl prensiple iç içe geçmiştir; RV mg.’de, Rab İsa Yahudilere zaferi “bir diğeri”nde aradıklarını, çünkü tek Tanrı’dan gelen zaferi aramadıklarını anlatır. Çünkü, yalnızca bir tek Tanrı vardır, tek bir zafer vardır, Tanrı’nın tek bir Adı vardır, maneviyatın tek bir standartı vardır, tek bir aklayıcı vardır. İnsanlar diğer insanlardan zaferi, tasdik edilmeyi, kabul olunmayı ve aklanmayı ararken, tek Tanrı prensibini inkar etmiş olurlar. Eğer yalnızca tek bir Tanrı varsa, o insanların tüm reddedişlerine karşılık biz Tanrı’nın onurunu ve aklamasını aramalıyız. Hoşeya bu gerçeği daha önceleri açıklamıştır: “Ben sizin Rabbinizim....ve sizlerde benden başka bir tanrıyı tanımayın zira benden başka kurtarıcı yoktur.....bizlerde artık kendi elimizin işlerine bir şey söylemeyeceğiz, Sen bizim Tanrımızsın: Zira sende babalık merhametini buldu ” (Hoşeya 13:4; 14:3).

Çünkü yalnızca Tanrı tek başına kurtuluşu ve insafı sunar, bu nedenle tapınmayı veya beğeniyi bir başkasında veya bir başka şeyde aramak için yer yoktur; insaf ve kurtuluşun reçetesini almak için aramaya değer en son şeylerdir. Onlara bunu verebilecek tek Tanrı vardır, bu yüzden sadece O’nun kabulünü aramalıyız.  

Ancak, kendimizi idrak edişimiz hakkında aynı Yunanca kelime Romalılarda da kullanılmıştır. Biz kendimiz dürüst erkek ve kadınlar olarak görmeliyiz ve birbirimizi, birbirimizin işinden daha çok inancıyla tanıdığımız dürüst insanlar olarak saymalıyız: Çünkü insanın, Yasa'nın gereklerini yapmakla değil, imanla aklandığı kanısındayız... Siz de böylece kendinizi günah karşısında ölü, Mesih İsa'da Tanrı karşısında diri sayın ”. (Romalılar 3:28; 6:11). Kendimizi temiz ve dürüst hissetmeliyiz ve hem kendi davranışlarımızda hem de birbirimize olan hislerimizde buna göre hareket etmeliyiz. Aklın sevgisi, diğer insanlara bir şeytan yüklemez, Tanrı’nın bize yüklemediği gibi (1 Korintliler 13:5; AV “düşüncelerinde şeytan/kötülük yoktur”, [aynı kelime] Romalılar’da da aynı sayılmıştır). Ve yine aynı şekilde bu kelime 2 Korintliler 3:5’te de karşımıza çıkar: “bir şeyi kendi başarımız olarak düşünmeye [aynı kelime]  yeterliyiz demek istemiyorum; bizi yeterli kılan Tanrı'dır”. Bizler, kendimizi dürüst hissetmek ve öyle saymak yeteneğine sahibiz: ki Tanrı bizi dürüst saymış. Ve eğer buna inanabilirsek, hepimizin içinde olan, kardeşlerimizi dürüst olarak görmek ve diğerlerinin içindeki en iyi taraflara inanma ve onları görme sevgisine sahip olmak gibi zorlukları yeneceğiz.

Bizim doğamızla yüklenmek yerine, Rab Mesih İsa benim için öldü ve yeniden yükseldi, benim aklanmam ve kurtuluşum için. O’nun hayatı ve ölümü, Tanrı’nın zaferine karşı benim kurtuluşuma karşılık yaptığı feragatti.

Ve bu yüzden ben de her şeyden feragat etmeliyim, bunu gerçekleştirmek için gönüllü olarak, böyle büyük bir kurtuluşu muktedir kılarak benim için öldüğünü bildiğim bu adamın muzaffer mucizesi için çaba safedeceğim. O öldü ve yükseldi ve böylece O, halkının Rab’i yapılabilrdi (Romalılar 14:9); O’nun kıyametine ve sonuç olarak gelen Rabliğine inanırsak, O bizim hayatımızın Rab İsa’sı, kalbimizin her hareketinin Rab’i olacaktır. Eğer Mesih yükselmeseydi, biz hala günahlarımızın içinde olurduk (1 Korintliler 15:17). Fakat O yükseldi ve bu nedenle biz artık zayıf ahlakımızla çevrili değiliz. Çünkü vaftiz olmak bizi O’nun kıyametiyle birleştirdi, biz artık günahlarımızın içinde değiliz (Koloseliler 2:13). Bu yüzden, vaftiz edilmiş olan inanan, eğer buna gerçekten inanırsa “günaha devam” etmeyecektir (Romalılar 6:1 ve tüm içerik). Bizimkisi O’nunla olan ve O’nun bizim temsilcimiz olmasıyla olan bir yaşam özgürlüğüdür (O’nun bizi şu an temsil ettiğine dikkat edin, ölümünde olduğu gibi O bizi özgürlüğü ve sonsuz hayatı ile temsil etmektedir).

Biz Mesih’le öldük ve yükseldik, eğer O’nun bizim temsilcimiz olduğuna gerçekten inanırsak, O’nun özgürlüğü ve fetih duygusu da bizim olacaktır; kan suçlusu olan bir insanın, kendi ölümünün temsilini Büyük Papaz’ın ölümünde görmesi ve daha sonra mülteci şehrinin sınırlarından azat edilmesi gibi (Sayılar 35:32,33). Çünkü Meish gerçekten yeniden yükseldi ve bizim de bunda payımız var, bu nedenle günahtan çekinmemiz, yanlış arkadaşlıklardan kaçmamız ve yükselmiş Rabyle işbirliği yapmamız gerek (1 Korintliler 15:34,58). Rab İsa’nın ölümünün temsili yapısı, yapabildiğimiz ölçüde O’nun çarmıha gerilişini sonuna kadar yaşamaya kefil olduğumuz anlamına gelir; çarmıha gerilme işlemini hayalimizde yeniden yaşamak, böyle bir olayla başa çıkamayacağımız anlamak ve haçın kurtuluşunun gerçek mucizesini kavramak için. " Yargımız şu ki, bir kişi herkesin uğruna öldü; öyleyse hepsi öldü. Evet, Mesih herkesin uğruna öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, kendileri uğruna ölmüş ve dirilmiş olan Mesih için yaşasınlar" (2 Korintliler 5:14,15 ). Bu, güçlü bir biçimde yorumlanmıştır: “Mesih’in temsili karakteri adına birinin, Mesih’in fedakar ölümüne dahil olduğunu bilmek, birinin fedakar bir hayata bağlandığını ve haçın kabulünü gösterir” (W.F. Barling, Korintliler’e Mektuplar). BU tür bir şey gerçek, sonuna kadar yaşanmış bir vaftizin gücüdür. Eğer biz gerçekten ölüp Rab İsa’yla birlikte kıyameti yaşadıysak, biz bu dünyanın maddeleri için ölmüş olacağız (Koloseliler 2:20; 3:1). BU yüzden Pavlus, Mesih’in ölümden sonra yükselmesiyle ilgili en büyük kanıtın O’nun içinde oluşan karakterdeki değişim olduğunu söylemiştir (Elçilerin İşleri 26:8 bölüm 1 Timoteyus 1:15-16.). Bu, “onun kıyametinin gücüdür”, ve bu bizim için de geçerlidir. Nasıralı İsa’nın ölümü ve kıyameti sadece bizim bildiğimiz gerçekler değildir; eğer bunlara gerçekten inanılırsa, onların içinde de sonsuz değişimin gücü bulunacaktır.


previous chapter previous page table of contents next page next chapter